10 Kasım 2012 Cumartesi

Yılın En İyi 100 Şarkısı


2012'ye veda ederken, içinde olduğumuz süreçte yeni şarkılar çıkaduruyor olsun, bir yerde pause'a basıp olan kadarıyla konuşmak gerekiyordu. Mesela Skunk Anansie, Amy Mcdonald, The Shins, I Am Kloot gibilerinin yenilerini henüz yeni ve birer kez dinlemiş olduğumdan liste değerlendirmesine alamadım. Geçen sene de koca ibarelerle belirttiğim bir durum olarak, listedeki bazı şarkılar 2011 çıkışlı albümlerin bu sene single olarak çıkarılmaları, klibinin çekilmesi, youtube'a konma vb durumlarını esas almış oldum. Ya da tüm olayı 2011'de bitmiş, bu seneyle hiçbir ilişiği kalmamış bazı albüm şarkılarına da karşı koyamayıp yeni keşif bahanesiyle koymak durumunda kaldım. Ki bunlar hiçbirimizin -başka 2012 şarkısının yerini kapması bağlamında- pişman olacağı, reddedeceği tercihler değil kesinlikle. (bkz. Washed Out - A Dedication, Metronomy - The Bay).

100 gibi abartılı bir sayı dahilinde nasıl oldu da şarkılar bir diğerinden daha aşağı veya yukarı kalabildi diyecek olursanız, yani atıyorum 85. ile 84. şarkı arasındaki fark nedir derseniz; önümde 150 ila 200 arası bu yıla ait "albümünde öne çıkan" ya da "radyolarda çalınan" şarkı mevcuttu en başta. Bu sayıyı/aralığı ne kadar şarkı arasından eleyip çıkardığımı sormayın, gerçekten bilmiyorum. Çok ilkel bir puanlama sistemiyle, her bir şarkıyı, saatler sürmesi suretiyle 1'den 5'e yıldızladım. 100'ün her bir 20'lik 5 dilimine, takdir edeceğiniz üzere 1 ila 5 arası notlar tekabül etti. Her bir dilimin içinde de dinleme sayımı, ötekine göre şusu-busunu baz aldım. Derken aşağıdaki gibi, efsane bir 2012 özeti çıkmış oldu. 

Bu sene yine biraz daha haddimi aşarak, bu 100'lüğü (aslında 100 + 3'ü) albüm haline getirip torrent'e ekledim, link'i de yakın zamanda buraya koyacağım. Olur ya, uslu durursanız belki siz de birkaç favori edinebilirsiniz. (Not: Antony and the Johnsons - Cut the World indireceğiniz dosyada yoktur, o yüzden şahsi çabanızdan öper)

Keyifli dinlemeler...

100. Metric - Artificial Nocturne
99. Aimee Mann - Slip & Roll
98. The Cribs - Chi-Town
97. Leslie West - Mud Flap Momma (feat. Slash)
96. Keane - Silenced by the Night
95. Said the Whale - Seasons
94. Dum Dum Girls - Just a Creep
93. Snow Patrol - In the End
92. Tennis - Origins
91. The Shins - Simple Song
90. Miike Snow - Pretender
89. of Montreal - Spiteful Intervention
88. Patti Smith - April Fool
87. Matchbox Twenty - Like Sugar
86. Mutemath - Allies
85. Now, Now - School Friends
84. Islands - Lonely Love
83. Sixpence None the Richer - My Dear Machine
82. Azure Ray - We Could Wake
81. Elbow - None One
80. Ben Howard - The Wolves
79. Sharon van Etten - Serpents
78. First Aid Kit - The Lion's Roar
77. The Raveonettes - Into the Night
76. Sébastien Tellier - Pépito Blue 
75. Kaiser Chiefs - Heard It Break 
74. Miles Kane - First of My Kind
73. The Drums - Days
72. Paul Weller - That Dangerous Age
71. Dry the River - No Rest
70. Ingrid Michaelson - Black & Blue
69. The Twilight Sad - Sick
68. Gazpacho - Gold Star
67. Heather Nova - Higher Ground
66. Jack White - Love Interruption
65. The Cranberries - Waiting in Walthamstow
64. Julia Holter - Für Felix
63. Porcelain Raft - The End of Silence
62. Lacuna Coil - Losing My Religion
61. John K. Samson - The Last And
60. The Horrors - I Can See Through You
59. The Rolling Stones - Doom and Gloom
58. Slash - Anastasia
57. Radiohead - Staircase 
56. Bruce Springsteen - We Take Care of Our Own
55. The Ting Tings - Hang It Up
54. The Big Pink - Hit the Ground (Superman)
53. Noisettes - Contact
52. Green Day - Amy
51. Zulu Winter - We Should Be Swimming
50. Arctic Monkeys - Suck It and See
49. Ringo Starr - Wings
48. Metronomy - The Bay
47. Foster the People - Color on the Walls (Don't Stop)
46. Paul McCartney - My Valentine
45. Foo Fighters - These Days
44. Band of Horses - Knock Knock
43. Yasemin Mori - Deli Bando
42. Death Cab for Cutie - Underneath the Sycamore
41. Bat For Lashes - All Your Gold
40. Nada Surf - Let the Fight Do the Fighting
39. The Cinematic Orchestra - Entr'acte
38. Leonard Cohen - Lullaby
37. The Fray - The Wind
36. Poets of the Fall - The Ballad of Jeremiah Peacekeeper
35. Santigold - Disparate Youth
34. Karen O, Trent Reznor, Atticus Ross - Immigrant Song
33. Florence + the Machine - No Light, No Light
32. Adele - Skyfall
31. Walk Off the Earth - Somebody That I Used to Know
30. Lana Del Rey - Born to Die
29. Bombay Bicycle Club - How Can You Swallow So Much Sleep
28. Madonna - Masterpiece
27. Andrew Bird - Near Death Experience
26. The Maccabees - Feel to Follow
25. The Beach Boys - That's Why God Made the Radio
24. Frankie Rose - Pair of Wings
23. Mumford & Sons - Babel
22. The xx - Angels
21. Black Keys - Hell of a Season
20. Muse - Madness
19. Jens Lekman - Erica America
18. Florence + the Machine - Spectrum
17. The Smashing Pumpkins - The Celestials
16. Bobby Womack - Dayglo Reflection (feat. Lana Del Rey)
15. The Temper Trap - Need Your Love
14. Calexico - Para
13. DIIV - Doused
12. The Killers - Deadlines and Commitments
11. Washed Out - A Dedication
10. Cat Power - 3,6,9
9. Jason Mraz - Living in the Moment
8. Air - Seven Stars
7. Fanfarlo - Tunguska
6. Anathema - Untouchable Part 2
5. Florence + the Machine - Breath of Life
4. Sigur Rós - Fjögur Píanó
3. Regina Spektor - Don't Leave Me (Ne Me Quitte Pas)
2. Antony and the Johnsons - Cut the World

Biraz üçkağıtçılık yapıp bu sene yüksek müsadelerle birinciliği 4 şarkı arasında paylaştırmak istiyorum. Ne yani, altın kozası portakalı paylaştırır da sen-ben-ayşe-ahmet niye paylaştıramaz? Ha, derseniz ki "liste beyle olmaz, adam gibi sıranı diz" diye; bunun için de kürek gibi dilimin bir cevabı var. Şöyle ki, yine geriye sayaraktan, 1.'ler de "en birinciye" yol alsın diyorum.

1d. Red Hot Chili Peppers - Did I Let You Know


1c. No Doubt - Easy


1b. Grizzly Bear - Yet Again


1a. Lana Del Rey - Summertime Sadness


Şimdi bildiğim üzere, seveni olduğu kadar sopayla peşinden koşanı da bol olduğundan, bizi onca Lana için mi beklettin'cilere açık mektup: Canlarım, kendisi ölü palamut gibi baksa da, dudağı kendinden önce yürüse de, bakkala bile Amerikan bayrağıyla (sevişerek) gitse de, yok efendim düzmece retroculuk oynasa da, bence senenin en (başarılı diyemeyiz belki ama) özgün, içe işleyen sesi olup derdi davası, üzümü sapı, pılı pırtı ağır bir persona ve yaldır yaldır depresyon taşıyor. Bunu öyle bir kullanması var ki, klip yönetmenlerinin hatrı sayılır subliminal enjeksiyonlarını saymazsak, hem kendisiyle aşk yaşatıp kendisine derman kılıyor, hem de uykusuz her gece yorgun ölesiye dinletiyor, kişiye #yalnızdeğilim sanrısı aşılıyor. Gel zaman git zaman, özelimi kamuya ucundan koklatacak olursam, albümdeki her şarkının bu seneki deprösyön öznelerimle birebir entegrasyonu bile başlıca yeter benim için. Geçenlerde bunun Paradise Edition'ı da çıktı, Ride diye de her gün üç öğün aç-tok izlediğim klibi yaptı, falan.

Mansiyon Ödülü: Leonard Cohen - Come Healing


Seneye, başka yüzlerle, başka 100'lerde tekrar görüşmek dileğiyle. 

9 Kasım 2012 Cuma

2012 Indie / Rock / Alternative Top 40 Albüm - Part 1

Bu sene o kadar çok ve iyi albüm çıktı ki, sanırım son yıllarda en zorlandığım sene sonu listem olarak hatırlayacağım hep bunu. iTunes verilerime göre sene boyu toplamda -tam anlamı ve layığıyla- 101 adet 2012 albümü dinlemişim. Bunların rahat 15 ila 20 arası kadarı tek dinleyişte tüketilen, iten ya da bayat diye tanımlayabileceğim nitelikteyse, senenin bereketinden mütevellit 40 adet albümse birbirinden zar zor ayırabildiğim, ilk dinleyişte müptelası olduğum ve daha hala ömrü olanlardan.

Geçen seneki yoğunluğumdan ötürü ancak 30 kadar single/şarkı listeleyebilmiştim. Bu sene biraz ileri gidip hem bütünüyle albüm hem de tek tek şarkılar olarak ayrı listeler oluşturmayı uygun gördüm. Nitekim tek iyi bir şarkının koca bir konsept albümü iyi yapmaya yetmeyeceğinden, bayılarak dinlediğim kimi tek şarkıların albümünü listeye almaktan da kaçındım. Tekrarlamaktan sıkılmayacağım üzere, 2012 ziyadesiyle bu iki ayrı listeyi taşıyan ağırlıkta bir müzik senesiydi yine de. Ayrıca listeye giremeyen birkaç albüme yine mansiyon ödülü vereceğim.

Lafı çok uzatmadan, naçizane gerekçeleriyle birlikte, 40-30 / 29-11 / 10-1 şeklinde üç ayrı bölüme ve bir nevi geri-sayıma tabi tuttuğum, beğeni sırasına göre esas alarak derlediğim 2012 Top 40 albüm listemin tadımlık 40-30 kısmı aşağıdaki gibidir. Ketifli okumalar, dinlemeler.

40. Elbow - Dead in the Boot


En sevdiğim britpop tarzlı mütevazi gruplardan Elbow'un bu albümü aslında başta her şarkı sonrası daha da heyecanlandırsa da giderek sönen, monotonlaşan bir yapıya bıraktı kendisini. Lucky With Desease, The Long War Shuffle gibi favorilerim ve birkaç aydır dinlediğim şarkılar hala var elbet ama senenin bolluğunda listede kendisine ancak en sonda yer alabiliyor maalesef.

39. of Montreal - Paralytic Stalks


Grubu daha önceleri hiç sevmezdim. Bu albümde biraz daha azalmış olduğunu farkettiğim, sanki aynı anda birkaç farklı sekmede açılan şarkıların gürültüsü izlenimi bırakırdı bende önceleri. Şimdi çok daha enstrumantal ağırlıklı, olgunlaşma emareleri gösteren bir altyapı kulağa çarpıyor. Özellikle Spiteful Intervention favorim.

38. Sébastien Tellier - My God is Blue


Bu adamla ilişkim hep küsmeli barışmalı. Genel tarzını sevmiyorum açık söylemek gerekirse. Bana hep sevişerek şarkı söylüyorlarmış gibi gelen bir kadın bir erkek Fransız düetlerini çağrıştırır. Öte yandan genel müzik tarihinde baş taçlarımdan olan La Ritournelle gibi tamamiyle alakasız bir şarkı yapabilen kafadan daha ona yakın şeyler bekliyor insan, lakin tarzı Enigma'ya oldukça yakın olan, Hristiyan misyonerliği olarak tanımlayabileceğim, post-modern elektronik bir müzik ve sık sık rahatsız edebiliyor.  Ancak bu albüm temelde orkestral eğilimi, vokalin etkileyici kullanımı ve bütün konsepti itibariyle beni şaşırttı. Pépito Blue, Sedulous favorilerimden.

37. Sixpence None the Richer - Lost in Translation


Bunlarla ilişiğim epey geçmişlere, henüz ergen yatıp ergen kalktığım zamanlara dayanır (Hala olmadığım konusunda söz veremiyorum). Haliyle yeni albüm beklentisi, kötü anılarına rağmen tavanlardaydı. Bunun ancak bir kısmını karşılayabildiyse de yine genel olarak istikrarsız hava ve güneş durumlarında fona çok iyi giden, mood-maker bir kafası var. My Dear Machine, Failure gibi şeker mi şeker şarkılar favori takdimlerimdir.

36. Azure Ray - As Above So Below


Azure Ray yine son derece özel seslerimden. Özel biri sayesinde keşfettiğim lise yıllarından bu yana hiç eskimedi, hiç terk etmedi. Gerek müzikal altyapısı, gerek vokalin davetkarlığı kafada inanılmaz miller katettiriyor bu sefer de.  Eksisi albümde sadece 6 şarkı olması ve doyamadan bitmesi. Hani bir ihtimal bunu EP zihniyetiyle çıkarıp seneye daha genişiyle gelir mi şüpheli. Zaman ne gösterir bilinmez, To This Life, We Could Awake içlerinden en öne çıkan şarkılar şimdilik.

35. Matchbox Twenty - North


Açıkçası daha önceleri bilmez, dinlemezdim. Şans eseri birkaç yorum ve tavsiye üzerine edinip dinlediğim albüm, rahatlıkla ilk çevirmede herhangi bir listeye -son sıralardan da olsa- girebilecek düzeyde tınlıyor kulağa. Kendi halinde, gösterişsiz, temiz rocklayan bir iş olmuş kısaca. Like Sugar şimdilik öne çıkan tek şarkı. 

34. The Cinematic Orchestra - In Motion #1


Bu grubun yaptığı müziği anlatmanın, tanımlamanın herhangi bir yolu yok. Sadece oturup hayatıma şöyle bir bakmam, çeki düzen vermem gereken zamanlarda bir yerlerden hortlayıveriyor. Özellikle Les Ailes Pourpres filmi için yaptıkları albüm herhalde hayatımın 20 albümünden biridir. Uzaklara, denizlere, geçen vapurlara, kuşlara falan bakmak için birebir diyeyim. Bu albüm Tom Chant, Grey Reverend gibi isimlerle daha da zenginleşmiş. Bir çeşit geçiş albümü olduğuna, bunun bir de #2'si olacağına inanıyor, sizi 20 dakikalık Entr'acte güzelliğiyle başbaşa bırakıyorum. 

33. Rock of Ages Original Motion Picture Soundtrack


Bu yılın en beklediğim filmlerindendi açık ara. Lakin filmi birkaç kez acile kaldırılma ihtiyacıyla ancak bitirebildim. Yalnız büyük bir tezat olarak, film ne kadar kötüyse albüm bir o kadar iyi. Düzenlemeler, efsane 70-80'ler şarkılarına seçilen sesler, spirit dediğimiz şeyi koruması bağlamında uzun yollarda, ev partilerinde falan dinlemek, kendinden geçmek için harika. Benim orijinaline olan zaafımdan ve Zeta-Jones'un müzikal yatkınlığından da ötürü favorim Hit Me with Your Best Shot ve Tom Cruise'un Pour Some Sugar On Me'leri oldu. 

32. Andrew Bird - Break It Yourself


Ah, Andrew... Yine ne kadar konuşsam o kadar yetersiz kalacak adamlarımdan. Yaptığı müzik, varsa eğer "pazar kahvaltısı sonrası pencere önü kitap-kahve fonu" janrasına sokulabilir. Her albümü bir şekilde yürüdüğüm sokaklara, girdiğim binalara, yaşadığım evlere sinmiştir belki bu anlamda. Sene sonuna doğru yeni bir derleme albüm daha çıkarmış gözüküyor, henüz dinleyemedim ama mart civarı çıkardığı bu albüm bahara hazırlıkta araç gerecim niteliğindeydi. Near Death Experience açık ara favorim, iyi saatte olsunlar dinlencem.

31. Frankie Rose - Interstellar 


Bu yılın bana getirdiği en güzel şeylerden biri oldu bu albüm. Dream-pop gözümü kulağımı açan, kafamı arındıran, içimi cilalayan bir janra olarak, çocuğu olan bu albümü sıkıca kucaklıyor. Açıkçası sanatçısını ve önceki işlerini bilmiyordum, bütün tanışmalar böyle ilk görüşte aşk olsa ya dedirtiyor son tahlilde. Bir Pair of Wings var ki albümde, dillere, kulaklara, zihinlere destan. Hiç şüphesiz şarkı listemde ilk sıraları zorlayacak, albümünün tersine.

30. Nada Surf - The Stars are Indifferent to Astronomy


İlk gördüğünde sevmediğin, konuştukça seni açan insanlar misali bu albüm de. "Ben bunu nerede dinlemiştim" dediğim tüm şarkılar sonradan bu albüme dönünce gösterdi kendisini. Nada Surf'e de sağda solda denk geldiğim surette kulak kabartırdım ama hiç merakımı cezbetmemişti. Albüm o kadar sohbahar ve kışa hazırlık albümü çıktı ki, ocak civarı çıkmasına rağmen aradaki üç mevsim de dinletti kendisini bir şekilde; kış insanı olmamdan kaynaklı sanıyorum. Radyolarda en çok Waiting For Something duyuyoruz ama ben ısrarla, inatla ve büyülenmiş bir şekilde Let the Fight Do the Fighting diyeceğim. 


29 - 11 listesi ve Top 50 şarkı listesi yakında, yine bu kanalda. Hatta kalınız...

12 Mart 2012 Pazartesi

Nisan Plakası: 31 İFF 2012



...30

Soğuğun rehavetinden çıkıp da biraz ılımlı davranan, istedi mi uzlaşabilen havayla hormonal dirilişlerin, hafif şımarıklıkların ayı Nisan, bu yıl 31. kez "başka bir anlamlı"laşıyor. Geçen sene bu zamanlar son sınıf koşuşturmaları, mezuniyet telaşı içindeyken bile "30. Yıl" coşkusuyla seferber vaziyetteydik. Tabii bu yıla has olarak, Nisan'laşan İstanbullu'ya başka güzellikler kanadından Kings of Convenience, Modeselektor ve Athena konserleri de var ki, ayrı başlığın maceraları olsun onlar da. Ki Nisan'laşmak hani...



Sabah 7.30'da bilet kuyruğuna girmeme rağmen birkaç saat içinde tükenmiş olan lakin hemen akabinde özel bir kopyasından izleyebilme şansına sahip olduğum, "imkansız ama mümkün" zebellah gibi film Torino Atı; başarısı Oscar'la da "onaylanan" ve zehir gibi senaryosuyla salonda diken üstü oturtan Bir Ayrılık; koca Fitaş 4 perdesinde sarhoş edici güzellik ve derinlikteki Şiir; Ozon'un kitsch çorbası Potiche; benim şahsen bayılarak izlediğim 'ya sev ya terk et' filmi Norwegian Wood; başından sonuna western janrının kodlarıyla başka türlü bir büyü yaratan Meek's Cutoff; festivalin en ilgi gören galalarından, harika performanslar kumpanyası Let Petits Mouchoirs (Küçük Beyaz Yalanlar); antidepresan niyetine The Trip; erkek oyuncusuyla adından 'sıkça bahsettirememiş' underrated La Nostra Vita (Hayatımız); zarif, sakin, iyi huylu Late Bloomers; acayip bir öykü Schlafkrankheit (Uyku Hastalığı); Atlas'ta balkondan izlediğim ilk film olarak özel bir anlamı da olan ve galasını festivalde yapan, Yeni Başlayanlar İçin Ankara tadındaki Bizim Büyük Çaresizliğimiz; Jean Dujardin'in muhtemelen Oscar'dan önceki hayatında oynadığı hayli 'weirdo' son filmi Les Bruit Des Glaçons (Buz Sesleri) ve son olarak, yönetmenlerinin film sonunda filmin en az kendisi kadar keyifli bir söyleşi verdikleri, müthiş 'ritmik' ve eğlenceli Sound of Noise ilk aklıma gelenler. Bunların yanında Claire Denis seçkisinden Nenette et Boni; izlememe rağmen biraz görgüsüzlük yapıp biletini aldığım ve hakkını sinemada tekrar verdiğim Chungking Express; iliklere Faust-vari işleyen, etkisinden bir süre kurtulamadığım zamanının çok ötesinden Mephisto, tekrar-ve/ya-geç keşifler olarak festivali tamamladığım filmlerdi. Tanışıklıklar, salak aksilikler, buluşma vb yan-hoşluklarıyla da çok özel bir 30. yıldı.

31...

Geçen sene !f'e ağır final dönemimden ötürü katılamamam kaynaklı mıdır nedir, sanki bu sefer iki festival arası daha soluklanamadan geldi çattı İFF. Ki gedikli !f seyircisi olduğum önceki senelerde de zaman mevhumum bu denli kendisini şaşmamıştı. Bu şaşkınlık, başka türlü mevsimsel şaşırmalarla da devleşirken İFF basın toplantısı gelip çattı geçen hafta. İKSV'nin 40. yılının da etkisinden olacak, üç-beş konuşmayla 'hoşgeldikten' ve 200-üzeri filmden kurgulanmış 4 dakikalık kliple de keyiflendikten sonra artık "resmen" başlamıştı Festival. Benim de ufaktan birkaç karaladığım ve bugün itibariyle çıkmış kitapçıktan evvel websitesi üzerinden program ve çizelge telaşı da şu günlerin temel ortak derdi niteliğinde. 17 Mart'ta satışa çıkmadan önce haliyle listeler, tavsiyeler derken yazının asıl amacına da geliyorum yavaştan. Sekmeden sekmeye "aksiyon filmlerini aratmadan" atlayarak ekleye-eleye oluşturduğum program, birkaç olası istisnaya rağmen, şöyle gelişti:

Uluslararası Yarışma



Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisinin başkanlığını Nuri Bilge Ceylan'ın yaptığı bu bölüm çok gösterişli yine. En son Berlin'de senaryo dalında Gümüş Ayı alan, orijinal The Girl With the Dragon Tattoo senaryosunu da yazmış Nikolaj Arcel'den sarayda epik aşk üçgeni soslu En Kongelig Affære (Yasak Aşk), daha önce Reprise ile Altın Lale kazanmış Joachim Trier'den konusu itibariyle leziz gözüken varoluşçu deneme Oslo, 31 August; Fish Tank filmiyle ben de dahil hatrı sayılır bir kitle tarafından tanınıp hayranlık duyulan Andrea Arnold'dan bir Bronte uyarlaması olan Wuthering Heights (Uğultulu Tepeler); politik sinema adına müthiş bir 2000'ler örneği La ville est tranquille'in (The Town is Quiet) yönetmeni Robert Guediguian'dan yine bir sosyal mesaj niteliğinde Les Neiges du Kilimanjaro (The Snows of Kilimanjaro); festivalin ikinci haftası İstanbul'da olacak olan yönetmen Julia Loktev'in dram/korku karması, Garcia Barnel'li filmi The Loneliest Planet; Amir Naderi'den henüz konusu ve görselleriyle dehşete düşüren, sarsıntı garantili, oyuncu ödüllü Cut; bir diğer ödüllü oyuncu Stine Fischer Christensen'in, filmiyle birlikte İstanbul'a geleceği, farkedilme ve kişilik öyküsü olarak Die Unsichtbare (Kabuktaki Çatlaklar) benim bu bölümde göreceğim filmler.

Sinemada İnsan Hakları Yarışması




Venedik'ten Jüri Özel Ödülü'yle gelen Terraferma (Memleket); buz gibi Macar sinemasından yine güçlü bir toplumsal dram Csak A Szel (Sadece Rüzgar); ülkecek demokrasinin doruklarında yaşadığımız şu günlerde adalet sistemi üzerine bolca lafı varmış gibi gözüken, merakla beklediğim Présumé Coupable (Yargısız); Cafer Panahi ile aynı kaderi paylaşan İranlı yönetmen Rasoulof'tan sadece bu tarafıyla bile yaklaşılabilecek, Cannes Belirli Bir Bakış ve SİYAD ödüllü filmi Bé Omid é Didar (Hoşça Kal) bu bölümde göreceğim filmler.

Ulusal Yarışma



3 şubat'ta KCK operasyonu kapsamında göz altına alınan 140 kişiden 80'i ile birlikte serbest bırakılan Mizgin Müjde Arslan'ın galasının yapılacağı filmi Ez Firiyam Tu Ma Li Cih (Ben Uçtum, Sen Kaldın); 13 Nisan'da vizyona da girecek olan, uzun süredir beklenen Dosteyevski uzantılı Demirkubuz filmi Yeraltı; İki Dil Bir Bavul'da olduğu gibi yine gerçek bir hikayenin üzerine kurulu olan, Orhan Eskiköy & Zeynel Doğan'dan merakla beklediğim Babamın Sesi bu bölümde "resmen" göreceğim filmler.

IKSV 40. Yıl - Sinema ve Müzik




Beş adet birbirinden değerli bu seçkide bilhassa kovalayacağım tek film şimdilik Alan Parker'dan Pink Floyd: The Wall. Ek olarak, ilk duyduğumda epey heyecan yaptığım ve zamanında vizyondayken göremediğim lakin tam da 10. yılında artık ezbere bilip söylediğim Moulin Rouge, gününe bağlı olarak opsiyonel şu an için.

Akbank Galaları




Yine yer kalmışsa sonradan değerlendirmeye alacağım bir bölüm. Ama şimdilik kesin olarak... Son birkaç yılda tüm festivallerimize uğramış olan Julie Delpy filmleri geleneğimi bozmuyor ve öncülleri kadar tatlı olacağına inandığım 2 Days in New York; Winterbottom tazesi Trishna ve Hysteria (Histeri) bu bölümde göreceğim filmler.

Yıllara Meydan Okuyanlar




Terence Davies, Tony Gatlif, Werner Herzog, Aleksander Sokurov... Korkunç derecede iştah açıcı bir seçki. The Deep Blue Sea (Aşkın Karanlık Yüzü), Indignados (Öfkeliler), Into the Abyss (Uçuruma Doğru) ve Faust bu bölümün garantileri. Ek olarak tabii ki Agnieszka Holland'ın In Darkness'ı. (Bu arada Davies'in filmi 30 Mart'ta Lütfi Kırdar'da Festival'i açıyor)

Dünya Festivallerinden




Her birini görmek istediğim, eleme özürlüsü olduğum bir bölüm daha. 24 filmden 16 kadarını göreceğim kesinlikle. O filmler ve yıldızlarla görme isteği şiddetlerim:

- O Abismo Prateado (Gümüş Uçurum) *
- La Terre Outragée ( Unutulan Topraklar) **
- Halt aut freier Strecke (Yarı Yolda)
- Blackthorn ***
- Kongen av Bastoy (Şeytan Adasının Kralı) *
- Nevinnost (Masumiyet)**
- Une Vie Meilleure (Daha İyi Bir Hayat) *
- L'ordre et la morale (İsyan) **
- Detachment (Kopma) ***
- For Ellen (Kızım İçin) *
- Les Géants (Devler) *
- La Femme du Véme (Gizemli Kadın) **
- Barbara ***
- L'exercise de l'état (Bakan) ***
- Elles (Kadınlar) **
- Hütte im Wald (Ormandaki Kulübe) *

Genç Ustalar




Bu bölümde göreceğim filmler, Osmdesat dopisu (80 Mektup); Atmen (Nefes); Portret v sumer kakh (Alacakaranlığın Portresi) ve Din dragoste cu mele mai bune intentii (İyi Niyetler) şeklinde.

Mayınlı Bölge




P-047; Stateless Things (Yurtsuzlar) ve özellikle Michael bu bölümde kesin göreceğim filmler.

Yunanistan'da Neler Oluyor




Festivalin bana bu yıl ifade ettiği anlam, yazacağım son bölüme kısmetmiş. O anlam kısa ve net, Lanthimos. 2 sene önce adamın Dogtooth ile yapmaya çalıştığı, hatta tam olarak yaptığı şey, benim için sinema denen kutuyu şöyle bir ters çevirip içinde kalan son kırıntıları silkeleyip masaya dökmekti. Bu kırıntılar, çok kötü filmleri üst üste izlediğimiz, resmen işkence edildiğimiz bir süreçte sinemanın anlatım dili ve gösterme biçimi açısından yepyeni bir "şeydi". Tanımsızlığından o kadar çok tanım çıkıyordu ki oysa, yönetmen sineması beklemek bu kadar heyecan verici olmamıştı haliyle. Geçen senenin ortalarında fragmanı çıktığı vakit deli danalar gibi gün aşırı seyredip kutuda dökülecek şey bıraktı mı, fevkalade meraklardayım. Görünen o ki önce yine tanımsızlık sularında bir titreyeceğiz. Evet, nihayet, Alps'ten bahsediyorum. Okura kesin surette tavsiye ediyorum...

Bir de Meteora var bu bölümde. Bu da manevi yönü güçlü, dingin bir anlatı olarak merakımı cezbetti. Birileri diğer üç film üzerine öneri yapmadıkça, şimdilik kesin göreceğim iki film bu.

Kısa kısa...

Geri kalan bölümler üzerine de biraz konuşmak gerekirse... Özel Gösterim bölümünde (festivalin bende bu sene ikinci anlamı nezdinde) son derece saygı duyulası devasa bir yapım mevcut. The Story of Film: An Odyssey, Mark Cousins'in 5 yıllık çalışma süreci ortaya çıkardığı dev bir "sinema belgeseli". Yani sinemanın kendisine dair bu sefer. 15 farklı bölümden oluşan ve yurt dışında aslen 4 aylık süreçte haftalık yayınlarla dizi şeklinde gösterilen Filmin Hikayesi, sinemanın doğumundan günümüze kadarki asırlık yolculuğunu, birtakım üstad röportajlarıyla da destekleyerek anlatıyor. Pera'da iki seansta dört gün boyunca gösterilecek bu 15 bölümlük gösterime programda aksama olmadığı sürece kesinlikle katılacağım.

Belgesel ve NTV Belgesel Kuşağı bölümlerinde, daha önce sağda solda defalarca gösterimi yapılmış olan ve türlü bahanelerle göremediğim Ekümenopolis'i kesin görüyorum bu kez. Onun dışında Arirang (Kim Ki-Duk) ile Bollywood: The Greatest Love Story Ever Told çekiyor dikkatimi ilk etapta. Belgesel konusundaki cehaletim dolayısıyla ancak bu kadarını söyleyebiliyor, bizi bu bölümde başkalarının listelerine havale ediyorum.

Türk Klasikleri Yeniden ve Onur Ödülleri şeklindeki iki değerli bölümde yine birer kez de beyazperdede Ertem Eğilmez ve Halit Refiğ banyosu yapılabilir kanaatindeyim.

"Anılarına" bölümünde yakın zamanda kaybettiğimiz sinema üstadlarından (ve bir de 30. ölüm yıldönümü olan Fassbinder'den) anlamlı bir seçki. Çoğunu önceden gördüğüm bu bölüm de bilet alım işlemi sırasındaki "görgüsüzlüğüm"e bakacak sanıyorum. Devrimin Filmini Çekmek bölümünde daha önce iki kez izlediğim, yine olsa gözümü kırpmadan izleyeceğim La Battaglia di Algeri parlıyor öncelikle. Nette çok güzel Blu-ray kopyaları da duruyor ama perdede şans verilmesi taraftarıyım. Wuxia bölümünün gerekliliğini (önceki senelerde de dahil olmak üzere) tartışmakla beraber genel olarak yeni dönem örneklerin fazlalığı göze çarpıyor. Kar-Wai ve Ang Lee ile Hero, daha önce izlememiş olanlarca sinemada şahit olunası filmler. Canlandırma Sineması'ndan da muhtemelen sadece GOYA ödüllü Arrugas (Kırışıklıklar) göreceğim. Geceyarısı Çılgınlığı, Aile İçinde, Antidepresan, Yeni Türkiye Sineması ve Yarışma Dışı bölümleri bu sene es geçeceğim bölümler. Yine de son dakika çekiştirmelerine açığım elbet.

Dünyanın en zevkli iki haftalık yorgunluğunda, birer çay kahvelik kesitlerde görüşmek, karşılaşmak dileğiyle... İyi festivaller.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Yıl Sonu Indie / Rock Bilançosu

Her sene sonunda bir şeylerin listesini yaparım; başta filmler olmak üzere afişler, fragmanlar, albüm kapakları; kısaca görsel medyada ele ne geçerse, yılbaşına doğru benim gibi listmanialar için filtre çanları çalmaya başlar. Ancak albümler (veya single'lar) günceli ve gündemi fazla hareketli olduğundan pek cesaret edemediğim, es geçme riskini göze almak istemediğim bir bölgeydi. Elbette azami kişisel favorilerden kıyıya köşeye kaydettiğim 3-5 'en iyi' mevcuttu hep ama bu sefer yıl içinde daha fazla zaman ayırıp sürece yatırabilme imkanı buldum, hali hazırda 2011'in müzik piyasası açısından parlak ve verimli bir sene olması avantajını da kullanarak...

Aslında klasik Top10 ile yola çıktığımda çeşitli müzik medyalarımda aylara göre depoladığım fazlaca şarkıyla karşılaştım, böyle bir listeye girişeceksem 10 hiç de adil bir sayı olmayacaktı haliyle. Sayı böylece 30'a kadar çıkmış oldu. Birkaçını da eleyerek düz hesaba düşürdüğüm bu sözkonusu 30, benim Ocak2011 itibariyle mütemadiyen dinlediğim ve dönemlerime bir şekilde kazınan ve bir süre daha sıkılamayacağım şarkılardan oluşuyor.

Gönül isterdi ki hepsine bir mash-up çekip şöyle 1-2 saate varan, peş peşe tek linkte dinlenebilen bir track yapabileyim ama hünerlerim o kadarına el vermiyor maalesef. O sebeple 19 şarkıyı ismen, (10+1) 11 süper en iyimi de youtube linkleriyle sunmayı uygun buldum. Belki yakın bir zamanda hepsini bir albüm haline getirip uyduruk bir kapakla upload ederim sağa sola ama şimdilik yıl bitmeden böyle yetiştirmiş olayım.

Son olarak, gerçekten bu sene müzik açısından süper doyduğumu bir kez daha belirteyim. 2010 başlı başına The National, Belle and Sebastian, Arcade Fire, Two Door Cinema Club, Hurts ile bile çok sağlam bir yıldı ama en azından liste yapmak aklıma geldiyse bile Twitter, Tumblr, Facebook paylaşımlarıyla sınırlı kaldım. Bu kez bence değdi diyor, uzatmadan sizi "hepsi çocuğum gibi olan" şükelalara buyur ediyorum:

* Listeyi beğeni sıralamasına göre düzenledim.
** Arcade Fire, Two Door Cinema Club, I Blame Coco ve Miles Kane'i aslen 2010 çıkışlı albümlerinden kasım-aralık civarı hit olan (veya olamamış) şarkılarıyla listeye son anda aldım.

Psychédelia Özel Ödülü: PJ Harvey - The Words That Maketh Murder



30. Kasabian - Acid Turkish Bath (Shelter from the Storm)
29. Death Cab For Cutie - You Are a Tourist
28. Arcade Fire - The Suburbs
27. The Strokes - Under Cover of Darkness
26. Miles Kane - Come Closer
25. Timber Timbre - Black Water
24. Florence + The Machine - What the Water Gave Me
23. Radiohead - Morning Mr. Magpie
22. The Drums - How It Ended
21. Coldplay - Charlie Brown
20. Two Door Cinema Club - This is the Life
19. Peter Bjorn and John - Second Chance
18. Arctic Monkeys - Suck It and See
17. Beady Eye - The Roller
16. Bon Iver - Towers
15. Björk - Crystalline
14. Cults - Go Outside
13. Mazzy Star - Lay Myself Down
12. Coldplay - Every Tear is a Waterfall

11. David Lynch - Good Day Today



10. Delay Trees - Tarantula / Holding On



9. The Maccabees - Pelican



8. Feist - How Come You Never Go There



7. Foster the People - Pumped Up Kicks



6. I Blame Coco - Summer Rain



5. Charlotte Gainsbourg - Paradisco



4. The Pierces - Kissing You Goodbye



3. Black Keys - Lonely Boy



2. Russian Red - I Hate You But I Love You



1. Gotye - Somebody That I Used to Know



Gotye için özel birkaç şey söylemek isterim. Albümü temmuzda keşfetmiş olmam lazım. Bu şarkı henüz ufak kitlesini ufak çaplı sarsmadan evvel ilk dinleyişte tav olmuştum albümün tamamına. Baştan sona elektronikle baştan çıkarma sanatı, müzikal anlamda tahrik gücü ile sözler bazında tahrip gücü yüksek, belki de yılın benim için en iyi albümü. Öyle ki sadece tek başına ayrı bir inceleme bile kesmeyecektir, o kadar kişiye has ve alabildiğine tarifsiz. Lo-fi balladlar, ekolu vokaller, bir yazın her detayını göz kapalıyken hipnoz kıvamında verebilen ritm ve melodiler... Albümde şarkı ayıramıyorum ama özellikle State of the Art için ilk dinleyişlerimde çağımızın elektronik Mozart'ı dediğimi hatırlıyorum ve hala saçma gelmiyor. Hani aynı kalibrede Moby, Jay Jay Johanson falan diyebiliriz belki ama tek albümle ikisini de satar-atar kadar iddialıyım açıkçası. Geneli artık sizin merak eşiğinize ve dinlemenize bırakıyorum, bu şarkıya gelecek olursam... Çok özel bir dönemimde geldi vurdu bana STIUTK (kısaltması da ne gudik). Mezun olmuşum, amsalak bir yaz geçiriyorum, sonra deli bir yer çıkıyor karşıma, hayatımın en kompakt haftasını geçiriyorum, hiç beklemezken aşık oluyorum, neredeyse olunuyorum bile düşün okuyucu. Bu sırada şarkıya eskimesi suretiyle yol vermek için de uğraşıyorum ama bana mısın demiyor, loop üstüne loop. Derken gün bugün ama hala ilk iştah ve yeni şeyler duyacakmışım heyecanıyla kaptırıp gidiyorum; abartısız kalbim falan form değiştiriyor sanırım "you didn't have to cut me off" diye her girişte. Velhasıl-ı kelam, Gotye (uzaktan da olsa sevgilim Kimbra) kısa yılın-yazın kârı oldu bana bu sene. Sinemada Melancholia ve Tree of Life, müzikte Gotye'yi 2011'e veda ederken cebime harçlık niyetine koyuyor devam ediyorum harcamalık iki binhönnünü yıllara...

27 Şubat 2011 Pazar




Son yazımda 2010'u genel hatlarıyla incelemeye çalışmıştım ama tam da yazıyı yazdığım dönemin üstüne tek tek bombardımana uğradık asıl kıymetliler tarafından. O anlamda zaten belirttiğim gibi henüz izlenmemişler bulunduğundan çok sağlıklı bir liste olmamıştı. Lakin günün anlam ve önemi de düşünülürse törene birkaç saat kala kısaca tahminlerimden bahsedeceğim. Elbette akademinin huyu ve politikası belli olduğundan her yıl olduğu gibi bu sefer de pek uyuşmadığımız noktalar olacak. O yüzden alacak olanlar ve alternatifler şeklinde ikişerli paylaşacağım.

Kostüm
The King's Speech
Alternatif: Alice in Wonderland
Sürpriz: True Grit

Sanat Yönetmenliği
Inception
Alternatif: The King's Speech
Sürpriz: Alice in Wonderland

Müzik (Score)
Trent Reznor and Atticus Ross (The Social Network)
Alternatif: Hnas Zimmer (Inception)
Sürpriz: Alexandre Desplat (The King's Speech)

Ses Kurgusu
Inception
Alternatif: True Grit

Ses Miksajı
Inception
Alternatif: The King's Speech
Sürpriz: The Social Network

Görsel Efekt
Inception
Alternatif: Hereafter
Sürpriz: Harry Potter and the Deathly Hallows Part. 1

Animasyon
Toy Story 3
Alternatif: How To Train Your Dragon

Uyarlama Senaryo
The Social Network
Alternatif: 127 Hours
Sürpriz: Winter's Bone

Orijinal Senaryo
Inception
Alternatif: The King's Speech
Sürpriz: The Fighter

Kurgu
The Social Network
Alternatif: Black Swan
Sürpriz: 127 Hours

Görüntü Yönetmenliği
The Social Network
Alternatif: Inception
Sürpriz: Black Swan

Yönetmen
David Fincher
Alternatif: Tom Hooper
Sürpriz: Darren Aronofsky

Yardımcı Erkek Oyuncu
Christian Bale (The Fighter)
Alternatif: Geoffrey Rush (The King's Speech)

Yardımcı Kadın Oyuncu
Melissa Leo (The Fighter)
Alternatif: Hailee Steinfeld (True Grit)

Erkek Oyuncu
Colin Firth (The King's Speech)
Alternatif: James Franco (127 Hours)

Kadın Oyuncu
Natalie Portman (Black Swan)
Alternatif: Annette Bening (The Kids Are All Right)
Sürpriz: Jennifer Lawrance

En İyi Film
The King's Speech
Alternatif: The Social Network

Bunlar tüm adaylarını izlediğim, bildiğim kategoriler. İçlerinde izlediğim tek film olarak Biutiful olan Yabancı Film kategorisinden de bu akşam törene kadar Dogtooth'u izlemeyi planlıyorum. Ama şu durumda bile adının aylardır anılmasından Yunanistan Dogtooth'la ödülü alır diye tahmin ediyorum. Zaten en güçlü rakibi Biutiful. Tabii geçen yıl İspanya'nın Gözlerindeki Sır ile şaşırttığı gibi bu dalda sürprizlere hep açık olmak gerekiyor.

Bunlar dışında Barney's Version, The Wolfman, The Way Back'i izleyememiş olacağım törenden önce. Zaten aday oldukları dallarda epey dişli rakipleri bulunduğundan pek şans vermiyorum kendilerine. Artık oscar stresine girmeden sakin kafayla bir zaman aradan çıkaracağım onları da.

Son yorum olarak, bu yıl nedense benim içime pek sinmiyor. Evet çok sağlam, leziz filmlerimiz var yine ama geçen 2-3 yılın hikmeti bir başkaydı. Şunu da belirteyim, Black Swan benim gönlümdeki favoridir mesela ama Natalie dışında törende yüzünün güleceğini sanmıyorum pek. King's Speech ve Social Network zaten aday oldukları tüm kategorilerde yarışı bir yerden sonra ikili mücadeleye dönüştürdükleri için açıkçası pek de heyecanla beklediğim söylenemez sonucu. Ha ama host ve show açısından 83. Oscar Töreni'nin yıllara damga vuracağını da düşünüyorum bir yandan. Anne Hathaway ve James Franco gecenin gözdesi olarak herkese unutamayacakları bir akşam yaşatacaklar.

Hadi bakalım.

Yılın En İyi Albümleri

Normalde her yıl kabaca o yıla dair birkaç kelamla girizgah yaparım ama bunu bu yıl Sylvia Plath'e yaptıracağım. Konuş canım: "If I...