12 Kasım 2012 Pazartesi

2012 Indie / Rock / Alternative Top 40 Albüm - Part 2

29. Jens Lekman - I Know What Love Isn't


Yılın belki de en soft, sempatik albümü. Ne zaman sinir harbine dönsem açarım ve 90 derecede beyazlarla yıkanmış gibi olup çıkarım. Aslında birkaç yıl öncesinin Paolo Nutini vakası gibi tanımlasam abartmış olmam. Candy ayarında birkaç şarkı var bu albümde de. Ve genel olarak, gündoğumu ve günbatımı şarkıları... Erica Amerika bu dünyadan değil.


28. Soundgarden - King Animal


Chris Cornell'in hiç eskimeyen ve yaşlanmayan karakteristik sesi yine 13 şarkılık albümü başlı başına iyi yapmaya yetiyor. Sıkmayan, her şarkıda biraz daha genleşen bir albüm olmuş King Animal. Been Away Too Long, Eyelids Mouth, Worse Dreams gibi hitler de varken barlarda yıllarca çalınmaya müsait birçok şarkı mevcut. Bu sefer ağır rotasyon bass kullanılan albüm, yılın şüphesiz en -yeni- kulak pası gidericilerinden.

27. Chairlift - Something


Kadın-erkek düetli birliktelikler son yıllarda çok iyi sonuçlar veriyor. Princess Chelsea, Mates of State, The xx, Belle and Sebastian, Jenny and Johnny gibi uzattıkça uzatılabilir. Chairlift henüz bu saydıklarımın etkisinde değiller ama bu albüm ileride çok iyi işler yapacaklarının teminatı niteliğinde. Tam bir yaz albümü olarak çeşitli ev içmelerine hatrı sayılır sponsorluğu olmuş, oldurmuştur. Guilty as Charged favorim.

26. Metric - Synthetica


Elektronikle ağlatmak marifet olsa gerek. Harika liriklerle ekolu elektronik sound birleşince ortaya bu muhteşem albüm çıkmış. En iyi 100 şarkı listemde albümden Artificial Nocturne 100. sırada bulunsa da Dreams So Real, Breathing Underwater gibi yatakta yuvarlanmalık, dağda bayırda koşmalık duygu bütünlüklü şarkılar daha ağır basıyor sanırım bende. Yılın en koleksiyona değer albümlerinden kesinlikle.

25. Sharon van Etten - Tramp


Geçtiğimiz haftalarda İstanbul'a gelip beni çatım çatım çatlatmış bu güzide kadının albümü, tam da efsunlu gece yarılarında büyülenmek için birebir. Hatta net bir ifadeyle bulutlara gidiş-dönüş bileti. Serpents radyolarda çalsın etsin ama ondan çok daha yürek dağlayan, içe sızan, içte büyüyüp yücelen şarkılar var. Şu listede mutlak surette edinilmesi, döndürdükçe keşfedilesi albümlerden. Yine de fazla kişisel olduğunu, herkesin beğenmeyebileceği ihtimalini hatırtlatmakta fayda var.

24. Gazpacho - March of Ghosts


Gazpacho'yu ilk 2007 çıkışlı Night albümüyle tanımıştım. İçinde boğaz kenarında rakıyla da gidecek, karlı bir günde cam önünde sıcak şarapla da gidecek şarkılar barındırması bakımından son derece eklektik bir toplamaydı. İnanılmaz keman soloları, ritm kullanımı ve doğu-batı karması entrumanlarıyla bir gruptan bekleyebileceğim her şeyi sunuyordu. Bu yılın sonlarına doğru çıkan bu albüm de yine zihin açıcı, yürek tırpanlayıcı, yol güzelleştirici.


23. Kaiser Chiefs - Start the Revolution Without Me


On the Run ile çıkmayı tercih etmişler bu albümde ama Heard it Break, Things Change, When All is Quiet gibi şahane rock/elektronik şarkılar ortalama bir kulaklığı bile boost yapmaya yetiyor. Bu grubun sound'unu hep Kasabian ile benzeştiririm ama Kasabian çok daha aşmış yutmuş bir albüm çıkarmıştı geçen yıl. Yine de ona çok yaklaşan, mükellef bir dinlence olmuş.

22. The Raveonettes - Into the Night


2007'den beri takip ettiğim bu en anlamlı gürültücüler, bir süre sonra baş ağrıtmaya yeltense de yalnızca 5 şarkılık yaptıkları bu albümleri ilk kez rahatsız etmedi. Dahası, sevdirdi, eşlik ettirdi, mutlu hissettirdi. Albümle aynı adı taşıyan şarkıları birkaç gün dinlemezsem özlediğim, sevgili gibi yatıp kalktığım, zihinde bir sürü film sahnesi çektiğim favorim oldu. Güzel olduğu kadar ukala, leziz olduğu kadar progresif bir albüm kısaca.

21. Jack White - Blunderbuss


Ne yalan söyleyeyim, bu herifi pek sevmiyorum. Kardeşiyle yaptığı işleri lise yıllarında severdik ederdik de, hep onları aşamayan sakillikte tınlamaya başladı bana. Ama bu sefer ikna olmakla kalmayıp, albümü 8. kezler çevirirken buldum kendimi. Love Interruption, Freedom at 21 gibi fecaat huzur enjekte eden iki single barındıran bir albümden bahsediyoruz en kötü ihtimalle. Sözün özü, hadi yine iyisin Jack.

20. The Killers - Battle Born


Ne desem az; The Killers şu jenerasyonun en sağlam gruplarından. Deliler gibi beklediğim bu albümden umduğumun kat be kat iyisini buldum diyebilirim. Neredeyse boş yok. Runaways gibi birkaç şarkı resmen Depeche Mode'lara, A-ha'lara, Deep Purple'lara saygı duruşu niteliğinde. Favorimse, 100'lük listemde de olan, Deadlines and Commitments. Iskalamayınız.

19. Green Day¡Uno! ¡Dos! / ¡Tré! 


                                                   

Keşke tüm müzik sektörü bu adamları örnek alsa, bir çıktı mı tir çıksa, beş-on tane discle çıksa; bir dahakine kadar bir boy büyük alınıp seneye tekrar giyilebilse. Resmen manifesto kılıklı bu üç disc, her biri birbirinden "fena" şarkılardan oluşuyor. Oh Love, Amy en-en'lerim şimdilik, ama albümün ömrü uzun. Tak çıkar, sıkıl özle, tak çıkar. Uno. Dos. Tre. 1. 2. 3. Başka söze de lüzum yok.

18. Bat For Lashes - The Haunted Man


En sevdiğim üç-beş kadın vokalden biri olabilir. Hassas vurgularıyla, okşayan gırtlağıyla, dalgalanıp da durulan sample'larıyla kulaklara bir lütuf resmen. Lakin... Bu albümü çok da beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Tekrar tekrar döndürülecek şarkı çok az. Narrative bir şarkı, yakalayıp götüren bir nakarat falan neredeyse yok. Sadece, çıkış şarkısı da olan All Your Gold'u saymak çok acı. Listedeki işi de tamamen duygusal sanıyorum. Yine de sevenleri olarak çoktan hatmettiğimizi düşünüyorum, çıkışının (ya da nete düşüşünün) 1. ayında.


17. The Twilight Sad - No One Can Ever Know


Bu sene beni en etkileyen erkek vokal diyebilirim çok rahatlıkla. Yalnız albümün tamamen nasıl bir anınıza denk gelmesiyle de epey alakalı bir beğeni durumu var ortada. Çünkü itici ve agresif sularda epey gezinen bir tempo sözkonusu. Geçen haftalardaki Babylon konserine gidemedim, ama ihya olup çıkanlar kadar sesi düzgün alamayanları ve sövenleri de okudum. Her halükarda bu albüm canlı dinlenecek kadar trans haletiyesinde. Sick resmen hayvan gibi güzel!

16. Patti Smith - Banga


Bir diğer "herkese göre değil" albümü daha. Tam da Çoluk Çocuk'u okurken çıkagelen Banga günlerce başımı döndürdü ve kesinlikle daha çok dinlenmeyi hakediyor. Yalnız şu var ki, odanızda yazarken, sudoku çözerken, tırnak keserken falan dinleyebileceğiniz bir albüm. Köşeyi dönünce neyle karşılaşılacağı belli olmayan, hafif tekinsiz, hafif saykedelik, bütünüyle alternatif, dahası "bu mal bir harika dostum" refakatçisi de olabilir. Canına sağlık Patti, Patti'miz. Ayağınızın alışması bağlamında April Fool'dan başlayın derim.

15. Yasemin Mori - Deli Bando


Tek konuşma organı müziği olan Yasemin hanımkızımızın dertleri bu sefer çok daha karanlık, isyankar ve sürreal. İlk albümün zamansızlığı (bir ömürlük oluşu) üzerine eylülümüzü kurtaran, düzenlemeleri ve albüm dizaynı bakımından da ayakta selam durduğum Deli Bando'nun özgün bir kafası var. Hala da itebilmiş, kaçırtabilmiş değil. Albüm adını taşıyan şarkıdan Geronimo'ya kadar, zihnin karanlık köşelerinde volta attıran "budur" bir yerli albüm netice olarak.

14. Brian Eno - Lux


Hayal dünyasıyla işi olmayanlar, her biri yaklaşık 20'şer dakika olan 4 şarkılık Lux'dan uzak dursun, net. Evet bu kadar. Ah, c'est exectiment pour moi.

13. Mumford & Sons - Babel


Mahalleye taverna gelmiş grubu olan bu cicişlere, bastıkları her notaya aşığım. Country'nin bokunu çıkardıkları da olmuyor değil ama böyle country'e geberebilirim. Babel isimli ilk şarkıdan sonuncuya, ilk albümü katlayarak coşturayazan, ağlata-da-yazan bir "siz türkler ne der" dumurluğu. 

12. Jason Mraz - Love is a Four Letter Word


Eğlenilecek değil, evlenilecek adam olan Jason'ımızın bu dumanı üstünde halen tüten albümü yeri geliyor tımarhanelik raddede köynürterek ağlatıyor, yeri geliyor oturmaya mı geldik diyor. Living in the Moment ile "hayat sevince güzel ayşecik'i" olmuşken bir bakıyorsunuz I Won't Give Up ile "neşeli günler adile naşit'i" oluyorsunuz. Aslında tam bir pop albümü sınıfına uyuyor ama ona bakacak olursak bu adamını müziğini hiçbir sınıfa sokmamamız, darlamamamız, sınırlamamamız gerekiyor. Yıl bitmeden edinin, 1 saat içinde tüm duygu çeşitlerinin adamı olun.

11. Placebo - B3


Bir zamanlar dini inancım olan bu adamlar yılın en güzel sürprizlerinden birini yaparak çıkardıkları bu 5 şarkılık EP, albümün tamamına kadar ağza bal çalıyor alasından. Bir önceki albümleriyle aram iyi olmadığından ve yaşlandıklarını düşündüğümden hiç umudum yoktu ama gün gibi doğdu bu ara hayatıma "all in one" şahanesi B3. O zaman size biricik The Extra'dan şu mısralarla veda ediyorum şimdilik: 

If I am an extra in the film of my own life
Then who the hell is the director
If I am an extra in the film of my own life
Then would someone please turn of the camera’s




Listenin 10-1 kısmı çok yakında yine bu kanalda müzik dostları. Hatta kalın...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder